Profesör Doktor Ömer Ayhan Kalyoncu | Psikiyatrist
Facebook'ta takip edin Twitter'da takip edin RSS Servisi

Kanser Kapıyı Çalınca



Kapı çalmak söz konusu olunca aklıma hep "Postacı Kapıyı Iki Kere Çalar" adlı ABDli yazar James M. Cain’in 1934 yılında yazdığı 2 kere sinemaya uyarlanan roman gelir.

 

           Evli bir kadının yaşadığı yasak ve gerilimli bir aşkı anlatan gerçekten gerek okunması gerekse izlenmesi büyük keyif veren önemli bir eserdir. Evet ama ne yazık ki bu sefer kapıyı çalan postacı değil de kanser olursa ne yapacağız? Bizi neler bekliyor?

 

                                      

 

           Günümüz insanının en önemli korkularından biri de kuşkusuz ki kanserdir. Ne yazık ki tıp bilimindeki gelişmeler kanser olma olasılığımızı azaltmadığı gibi hastalığın hemen kökten tedavisini de sağlamıyor. Teşhis konulduktan sonra kişi için bu ciddi hastalıkla birlikte yaşamayı ve mücadele etmeyi gerektiren zor bir süreç başlar. Doğal olarak bu çoğu insan için daha önce deneyimlenmiş bir durum değildir. Kanser, kanser tedavisi ve bunların hasta ve yakınlarının yaşamları üzerindeki etkisi hakkında bilinmesi gereken pek çok husus vardır. İşte bu yazımda sizlere bu konular hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

 

          Evet, size kanser olduğunuzu kontrole gittiğiniz bir doktor söylerse ya da elinizdeki biopsi, film  veya tahlil raporun da kanser olduğunuzu okursanız ne olacak haliniz? Size ulaşan bu haberin keyif verici bir tarafı olamaz. Kanser tanısı aldığını öğrenen bir kişinin bu soruna karşı baş etme ve tepki vermeyle ilgili yaşadığı önemli süreçler vardır. Kendisine konan kanser teşhisi ile artık hasta konumuna geçmiş olan kişi ve yakınlarının hayatlarının tüm alanlarında belirgin şekilde aksamaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. 

 

           Kuşkusuz ki kanser ile ilgili yaşanan sürecin başında tanı aşaması gelir. İnsanlar kendilerine konulan kanser tanısı karşısında çok değişik tepkiler gösterirler. Ancak bu tepkileri genellememiz mümkündür. Herkes için kanser, katlanılması güç ve yaşanılması zor bir durumdur. Konulan teşhis sonrasında artık hasta olarak tanımlayabileceğimiz kişinin maddi ve manevi tüm varlığı tehdit altındadır. Hastalığın ne düzeyde olduğu ve ne kadar sure daha yaşanılacağı belli değildir. Hasta için giderek sağlığının bozulma ihtimali, uzun ve sıkıntılı bir tedavi sürecinin göğüslenmesi, yakınlarının ne olacağı, tedavi sürecinde yaşanacak olan ekonomik ve sosyal sıkıntılar gibi çok önemli sorunlarla birdenbire karşı karşıya kalmak gerçekten çok zordur. Çoğu zaman hastalar için verilen ilk tepki konulan bu tanı karşısında şok olmak ve hatta ona inanamamaktır. Hemen ardından sıkıntı, çaresizlik ve panik duyguları başlar. Korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, terk edilme ve en önemlisi de ölüm duygusu ile karşı karşıya kalınmıştır. Gerçeği kabul etmek zordur. Hatta bazıları gerçeği reddeder, kanser olmamışlar gibi davranarak bu kaygıdan kaçarlar. Bu da tedavinin uygulanması için önemli bir engel oluşturur.

 

           Önerebileceğim çok önemli bir hususun altını çizmek isterim. Kanser tanısı gerek hastanın doktoru gerekse yakınları tarafından hastaya hemen söylenmemelidir. Duygusal ve sosyal destek sağlanarak psikolojik açıdan hazırlanarak alıştıra alıştıra, yavaş yavaş söylenmelidir. Ardından hemen kişiyi teselli etmeye geçilmemeli, duygusal tepkilerini ifade etmesine olanak sağlanmalıdır. Hastanın böyle bir durumda gösterebileceği kızgınlık ve isyanın ifade edilememesi, içe dönen duygularının  depresyona dönmesine neden olabilir. Hastanın sıkıntı, bunaltı, isteksizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, dikkat dağınıklığı, ağlama gibi semptomlarının olması ve hatta vasiyet hazırlaması bile normaldir. Bu dönemde kızgınlık ve düşmanlık hastalarda görülen en sık tepkidir. Temelinde “Niçin bana oldu?” şeklinde isyan duyguları yatar ve bazen de hastalığa duyulan öfkenin doktorlara, sağlık personeline ve yakınlara yansıtılması olabilir. Hatta bu durum hastanın inancında azalmaya neden olabilir. Hasta ve yakınları sıklıkla o anda içinde bulundukları durumdan daha önce tedavi ve bakımlarını yapan sağlık personelinin sorumlu olduklarını suçlayıcı şekilde ifade ederler. Bu durum hastada mevcut olan hastalıktan kaynaklanan ağrıyı daha da arttırır.

 

           Zaman geçtikçe kişinin kanser olduğu gerçeğini kabullenmeye başlamasını bekleriz. Gün geçtikçe endişe ve kaygılı ruh hali içinde bekleyiş başlar ve kendi bedenine yabancılaşma ile birlikte giderek artan bir şekilde ayrılık ve ölüm duyguları hastaya hakim olur. Bu dönemde kişi kansere neden olan sigara içme, radyoaktif madde ile çalışma gibi davranışlarıyla ilgili de kendi kendini sorgulamaya girer ve bazen kendini suçlayarak artan depresif ruh haline bürünür. Bazen ise kansere neden olan etmenin kendi dışında olduğunu ve pasif bir konumda ona maruz kaldığını düşünerek isyan duygularını artırarak, kızgınlığını dışarı yöneltir.

 

           Bir sonraki aşamada gerçek kabul edilerek, kanserli yeni döneme uyum sağlanmaya başlanır. Hastalığın tedavisi için yapılması gerekenler planlanmaya ve uygulanmaya konulur. Yaşam, yeni bir düzene yöneltilir. Eskiden yapılan aktivitelerin bir kısmından vazgeçilir. Sigara içme, gece hayatı, yoğun iş yaşamı gibi bazı davranışlardan ya tamamen uzaklaşılır yada kısıtlanarak devam edilir. Uygulanan tedaviler ve sağlık kontrolleri yaşamın merkezi haline gelmeye başlar. Bu çerçeve de yaşamın anlamı tekrar gözden geçirilir ve tercihler sorgulanır. Artık daha fazla güvene ve dengeye ihtiyaç vardır. Kanserle birlikte yaşamak öğrenilmektedir.

 

           Eğer hasta içinde bulunduğu durum ile ilgili olarak kendi sorumluluğunu üstüne alamazsa çevresinden özel ilgi görmek ister ve sürekli tavizler vermelerini bekler. Bazen hasta bu durumu o kadar aşırıya götürebilir ki bu istekleri karşılamak yakınları için olanaksız hale gelebilir. En sık istenen ise hastalığından dolayı özel ve ayrıcalıklı muamele yapılmasıdır. Bu taleplerin yerine getirilmesi ile hasta yaşadığı kayıpların karşılanabileceğini zanneder. Her talebinin yerine getirilmemesi gerekir. Aksi halde bir sure sonra hastaya destek sağlayan yakınları tükenmişlik sendromuna girerler ve bu da hastalığının ilerleyen dönemlerinde hastaya gerekli desteği sağlayamamalarına neden olabilir.

 

           Bazense kanserden şüphelenildiğinden itibaren veya tanı konulduktan sonra hasta tarafından tamamen gerçek görmezlikten gelinir ve içinde bulunan durum inkar edilir. Aslında bunun nedeni ölüme yaklaşıldığı hissidir. Bu durum hemen psikiyatrik tedavi gerektirir.

 

           Nadir olsa da önemli başka bir yaklaşım tıbbi tedavileri bırakıp zakkum gibi geçerliği kanıtlanmamış bitki veya kimyasal maddeleri ilaç olarak kullanmak ya da alternatif tıp uygulamalarına yönelmektir. Tıp dışı bu uygulamalar da tedavinin aksamasına neden olurlar. Bu tür yaklaşımlardan kaçınılması gerekir.

 

           Hastanın tanısını öğrendikten kısa bir süre geçtikten sonra giderek içe çekilmeye başlaması hastalığının kabulü anlamına gelir. Bazen iyice içine kapanan hasta her türlü yardıma ve dış uyarana karşı duyarsız kalabilir. Giderek içine girilen depresif ruh hali çok ağır bir tabloya dönmedikçe hastalığa karşı gösterilmesi gereken en anlamlı yanıttır. Eğer depresif tablo ilerlerse, hasta yaşamdan iyice kendisini geri çeker, uykusu bozulur, yeme ve içmesi azalır, kilo kaybı artar ve intihar düşüncesi olabilir. Bazen psikotik bulgular bile görülebilir. Durum bu hale gelirse artık bu tabloya müdahale etmek için psikiyatrik tedavi uygulanması gerekir.  

 

                                              

 

 

           Hastanın psikolojik durumu hastalığın seyrine de bağlı olarak değişebilir. Başarılı ve iyi giden bir tedavi süreci psikolojilk anlamda olumlu sonuçlar getirecektir. Ancak her türlü tedavi girişimine rağmen gerileyen sağlık durumu ile orantılı olarak hasta günlük ihtiyaçlarını bile yapamamayacak duruma gelebileceğinden etrafındakilerin fiziksel yardımına ihtiyaç duyar hale gelebilir. Sonuçta yakınlarına giderek  bağımlı hale gelen hastanın yaşam çabasına destek vermek gerekir. Özellikle bu durumda olan hastaların tıbbi tablosuna eşlik eden yoğun ağrıların en etkin tıbbi yöntemlerle önlenmesi gerekir.

 

           Günümüzde rutin yapılan kontrollerle erken tanıya daha çabuk ulaşılması,  cerrahi girişimler, radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarının  giderek artan başarıları kansere karşı bizi daha güçlü kılmaktadır. Hastalığın seyrini etkileyen duygusal ve davranışsal etmenlerin anlaşılması ve psikolojik yönünün ele alınması tedaviyi kolaylaştırır ve uygulanabilir kılar. Kanserli hastanın psikolojik tedavisi, tıbbi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır, ihmal edilmemelidir.

 

                                                  

 

           Kanser kapımızı çalabilir. Umudumuzu kaybetmeyelim. Kalan yaşantınızı onunla birlikte de sürdürebiliriz. Zaten yaşamınız  her zaman sayısız sorunlarla dolu değil mi? Bu da sadece o sorunlardan birisidir ve bir gün öyle veya böyle herkesin başına gelebilir. Yaşamı tam olarak yaşamak sizi ilgilendiriyorsa kanseri de öğrenerek daha iyi yaşamak size bağlıdır. Şunu unutmayın ki kendi yaşamınızı kendiniz biçimlendireceksiniz. Belki de ölüm ihtimalinin bu kadar yakın olması kalan yaşam sürenizi daha anlamlı yaşamanız için size bir şanstır. Oturup yaşam önceliklerinizi bir kere daha gözden geçirin. Nelere öncelik vermeniz gerekiyor bir kere daha düşünün. Nasılsa bir gün hepimiz öleceğiz. Ölümün ne yazık ki çözümü yoktur. Ölüm olmasaydı denilince Voltaire’ni ünlü sözü akla gelir;
“Ölüm olmasaydı onu icat etmek zorunda kalırdık.” Ölümsüzlük imkansız ama olsaydı herhalde yaşamın tadı ve değeri bu denli olmazdı. Sonsuza dek yaşayamayacağınıza göre kanserli veya kansersiz  yaşadığınız günü kavrayıp, onu olağanüstü kılmayı başarabiliyormusunuz? Geleceğe dair umut ve hayaller beslerken, yaşadığınız anın tadına doya doya varabiliyormusunuz? Bu kısacık yaşam sürecimizde, yaşadığımız her bir yenilgi, bize kendi inandığımız yolda ilerlememiz için, deneyim ve güç sağlamalıdır. Çünkü hepimiz bir gün son nefesimizi vereceğiz.   

 

           Kaygıdan uzaklaşmak adına şu andan kaçma eğiliminde miyiz? Evet şimdiyi yaşamak, kişinin kendi sorumluluğunu almasıdır. “Ölü Ozanlar Derneği” filmini izleyenler hatırlarlar. N.H.Kleinbaum'ın bu önemli eserinde Robin Williams’ın canlandırdığı Prof. Keating, dogmatik ve klasik eğitim sisteminde köleleşmiş öğrencilerine şöyle seslenir: “Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.”

 

                                                  Macintosh HD:Users:omerayhankalyoncu:Desktop:1040-Olu-Ozanlar-Dernegi.jpg

 

           Öğretmenlerinden etkilenen yedi arkadaş Ölü Ozanlar Derneği’ni yeniden faaliyete geçirerek ünlü ozanların büyük eserleri ile tanıştıkça yaşamın her anının ne kadar önemli olduğunu ayrımsarlar. İşte öğrenciler hep birlikte söyledikleri şiirler:

 

           ''Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum.  Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum.  Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için.''

           ''Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın”

           "Carpe diem! (Latince) - Anı Yaşayın!"

 

Not: Hala okumadıysanız veya izlemediyseniz kesinlikle daha fazla vakit kaybetmeyin. 

 

Prof. Dr. Ö. Ayhan Kalyoncu

 

 



Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Email Adresiniz
Başlık
Yorumunuz:

Merhaba

Tarih boyunca bilinmeyenle mücadele etmek zorunda kalan insanlar yaşadıkları bedensel, psikolojik ve sosyal sorunlarla baş edebilme mücadelesivermişlerdir. Bu mücadele sürecinde insanların amacı belirsizliği olabildiğince ortadan kaldırmak olmuştur.
devamı..

VİDEOLAR

DUYURULAR

Prof Dr Ayhan Kalyoncu Cuma akşamı Kanal 24'te.


Prof Dr Ayhan Kalyoncu 15 Mayıs cuma günü Show Tv'de


e- bülten üyeliği

E- bülten üyesi olmak için, Facebook sayfamız https://www.facebook.com/ProfDrAyhanKalyoncu üzerinden gelen kutumuza e- mail adreslerinizi gönderebilirsiniz !


SİZDEN GELENLER

Harika bir yazı 04-02-2014
sigara hakkında da bir çalışma bekliyoruz sizden devamı...



x

Ayhan Kalyoncu Facebook'ta

Prof. Dr. Ayhan Kalyoncuy'u Facebook'ta takip edin.

Müzik Dinle Haber Güncel Haber Spor Çocuk Alerjisi